Metrobüs Hikayeleri

posted in: Personal | 0

İstanbul’da toplu taşıma, inanılmaz bir curcuna,

Yıllarca İzmir’de yaşamış 15 km’ye kadar olan mesafeleri bisiklet ile gitmiş. Soğuk havalarda araba yada otobüs kullanarak geçmiş bir zamandan sonra Istanbul ve onun en büyük problemi olan ulaşım…

Açık konuşucam, abartısız ve gördüğüm yaşadıklarımı söyleyeceğim.

Ataşehir’de otururken, o sıralar istanbul’a yeni taşınmış biri olarak taksi’yi çok kullanmaktaydım. Hızlı ve kolay bir şekilde istediğim yere ulaşmamı sağlıyordu. Özetle Taksim’den Ataşehir 45 TL tutardı ki, benim için makul.

Fakat, okadar çok taksiye binme ihtiyacı oluyordu ki, artık bu ciddi bir maliyet doğurmaya başladı, yeri geliyor günde 150 TL’den fazla taksiye para verebiliyordum.

Taksicilerle bazı anılarım var, yeri geldiğinde onları da yazarım. Bu sefer Metrobüs’den bahsetmek istiyorum.

Toplam’da 8 ay gibi bir süre kullandım, Avantajları, hızlı ve ucuz. Dezavantajları, kalitesiz bir taşıma politası ve insan sağlığı ve güvenliği yok sayan bir yöntem.

Sırayla hepsini anlatayım istiyorum.

1- Günlerden pazartesi idi sanırım. Erken bir saatte yola çıkmış 7’de uzunçayır durağından sıkış tepiş metrobüse binmiş bulundum. Gitmem gereken yer Cevizlibağ, şöför kısmının oralarda ayakta iken yeni gelenler sürüsüyle aracın orta kapısına kadar geldim. Çağlayan’ı geçmiştik, bir koku gelmeye başladı, bok kokuyordu,

Bebektir filan diyesi geliyor. Ancak,  2 metre uzağımda oturan dayı koyvermiş, düşünün nasıl bir sıçıştır ki otururken paçadan düşsün. burun kalmadı, görüntü nahoş, tıka basa olan metrobüs körüğün arkasına kaçmış herkes, resmen 100 kişi daha alacak kapasite ortaya çıkmıştı. Kimse dayanamadı zaten ilk durakta, ayakta giden yolcular aracı terketmişti. Ama asıl ilginç oturarak gitmek için herşeye katlanan insanlar var bu memlekette, dayının karşısındaki abla yerinden bile kıpırdamamıştı.

2- Mecidiyeköy durağından Uzunçayır’a gitmek için bekliyorum. O gün vapur seferleri iptal olmasından dolayı, herkes metrobüse hücum etmişti. Bense, İzmir’den yeni gelmiş. otobüse binerken bile sıra bekleyen bir vatandaşım (Henüz İstanbul’a alışamamışım). En başta dediğim gibi yalanım yok, o soğukta 2,5 saat durakta binebilmek için bekledim. İnat edip bekledim. donnndummm…

3-  Zincirlikuyu’da metrobüs gelir ama kapıyı açmaz ya, sonra da önünde yüzlerce insan tıkış tıkış bekler, amaç ilk girip oturacak yer kapmaktır. Kapı açıldığı an, bir abla öne doğru atılır, arkadasından gelen genç ergen, ablaya parmak atar. Elemandaki cesarete bak hele !! Ama asıl olay abladaydı, bir hışımla arkasını dönüp bir el savurma hareketi yaptı ancak, sonra yer kapma sevdası daha ağır basmış olacak ki şöför arkasına oturup oradan elemana saydırdı. Buradan anlıyoruz ki, yer kapma sevdası, götü kaptırmadan daha önemli .)

4- Sıkca metrobüsü kullandığımda karakterim değişiyor, agresif ve sinirli bir yapıya bürünüyordum. Hatta dinlediğim şarkılar bile değişti. Cevizlibağ’da en ön sırada bekliyorum. Tabi 20 dk olmuş halen aynı yerdeydim. Arkdamdan adamın biri beni itekliyordu. Dönüp baktığımda kısa toplum bir adam, bana bakıp “ben otobüse binicem” diyerek iteklemeye devam ediyordu. Ben cevaben ” Biz de otobüse bineceğiz, bu şekilde itmen bişey değiştirmez” Amca da kafa yanmıştı kesin olarak ” Ama ben oturucam” dedi. Şöyle bir baktım eli ayağı düzgün ” Bulursan oturursun amca” diyip daha itmemesi için elimde bekle işareti yapsamda, ne yaptı etti, önüme geçti.

Otobüs geldi ön kapıdan girer girmez, kuala gibi şöfer arkasındaki direğe yapştı. Baktı yer yok, en iyi yer burası dedi sanırım. Fakat çok zor bir şekilde adamın yanından geçip devam edilemiyor. Ben atılıp “Amca, ya yol ver, yada ilerle, barikat kurdun kimseye izin vermiyorsun” desemde artık o bir şağır insan tribine girmişti. Arkamdakiler sıkışıklıktan gına gelmişcesine itişirken ben tekrar amcayı uyardım “Amca devam et !!!” yine ses yok, suratıma bile bakmadı. “Devam etmezsen o tutuğun demire  elveda demek zorunda kalacaksın” dediğimde suratıma baktı ama bişey demedi. Artık itekliyorum devam etsin diye, Hala kıpırdamamak için  ısrar ediyordu. Sonra 2 yumruk attım omzuna doğruca, ” Ah, uh ” nidalarıyla halen yapışık bir halde tutunuyordu. Tuttum elini kolunu “yürü git lan! Duraktan beri psikopat gibi dibimdesin. Elimde kalacaksın bu yaşta”

O anda antipatik olduğumu düşünebilirsiniz. Ama boru tıkanır, açtığınızda su akar ya, aynı o şekilde bir rahatlama geldi otobüsün ön tarafına.

Saygı, sevgi eyvallah, ama bir yere kadar..

5- Eve gitmek için uzun yollar gidiyordum. Ama genelde iş çıkışı Taksim, Beşiktaş yapıp, akşamı yapıp gitmek iyi geliyordu. O günlerden biri, kısa bir metrobüs yolcuğu yapacağım. Kalabalık yine, kulaklıkta güzel bir müzik, akşama da iyi vakit geçireceğimi düşünerek pozitif bir moddayım. Tutunduğum demirde bir an elimin üstünde sıcaklık hissettim. Kafamı çevirdim. Hatun kişi elime tutunmuş bana bakıyor, boy da kısa aşağıdan bakıyor 🙂 dedim “Ben daha yukarı tutunayım, siz buraya tutunabilirsiniz” o tamam gibisinden kafa sallarken, ben elimi daha üst bir yere tutunmak için konumlandırdım. Bir de ne hissedeyim, aynı sıcaklık, hatun manyak çıktı elimi tutuyor. sonra koluma dolanmaya çalıştı. Ulen güzel çirkin diye kadınları sınıflandırmayı sevmem ancak, Saçının teli gözükmesiyle cehennemlik olacağını düşünen bir zihniyet ile kathiyen bir münasebetim olamaz presibimi hatırlayıp, indim. toplasan 3 durak gidecek yolum vardı 2 ayrı metrobüse bindim.

6- Bu hikaye benim için metrobüse tövbe ettiğim olaydır. Yemin versem tutunacak bir dalım yok. Ama bu olay cidden benim için bardağı taşıran son damlaydı.

Çok süper bir gün, zinde bir güne başlamak için sabah sporu yapmış, duşunu almış, güzel bir gömleği üstüme giymiş. Sadece beşiktaş’a gitmek için metrobüs kullanayım dedim. Ramazan ayı idi. Müslümanların çok olduğu Oruc’un ise aç kalmak olduğunu düşünen insan dolusu insanla otobüse bindim. Klimalar çalışıyor, ancak sorun insanların ağız kokusu, “O ağzını bir kapat değil mi” Sabahın o saatinde sana bu kadar zor geliyorsa, tutma! Hadi tuttun, ağız kokusu (mide asiti) ‘na bir çare bul değil mi?

Yok arkadaş, hem tıkış tıkış, hem ramazan çılgınlığı (oruç) ile baş edemeyip. inip kustum. Daha sonra farkettim ki, gömleğim leş gibi ter olmuş. Buda üstüne cabası, üstümdeki benim terim olsa eyvallah, o bile bana ait değil.

S*kerim böyle toplu taşımayı da, düzeni de diyerek. Bir daha metrobüse binmedim.  Düşünün gezi eylemleri sırasında 1 kez binmeye mecbur kalacaktım, o işin de çaresini buldum 🙂

Özetle İstanbul’da insanlar için metrobüs çok zor. O dönemler IETT Beyaz Masa’ya şikayetler, dilekçeler, öneriler tonla yazışma, hiç bir şeyi değiştirmediği için, eskilerin sözü benim için geçerli ” Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin”

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *